Halk çıkmazı

Arkadaşlar size teessüf ederim, üç gündür bir şey yazmıyorum, kimse bana “neden yazmıyorsun, dilin mi tutuldu” diye tacizde bulunmadı. Beni bu kadar omurgasız mı görüyorsunuz? Küçük bir ihtimal zaten sair zamanda bu konularda karaladığım için fark etmemiş olabilirsiniz.

Oysa ben yargıya intikal etmiş bir konuda yazı yazm… Şaka şaka… yargı mı kaldı ciddiye alınacak… Gücü eline geçirenlerin, paylaşmayanların onu nasıl kullandığına şaşırmıyorum, tarih bunun akıl almaz, korkunç örnekleriyle dolu. Çok başka yere gitmeye gerek yok, bu ülkede de 70 yıl önce tahkikat komisyonları kurulmaya, milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılmaya, muhalefet partisi liderleri linç edilmeye kalkışıldı. Yurttaşlar vatan cephesinden olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayrıldı. Tek fark ordunun (nihayet) denklemden çıkması oldu. Halkın bir kurtarıcı beklemesi kendisi için en sağlıksız ve faydasız durum.

Nasıl bu hale geldik o da belli. Bir anda olmadı, 70-80 yılda vatandaş (yani ayni vatanı paylaşan, vatanın sahibi) bilincinin örselenmesiyle (yerine dindaş kavramının yerleştirilmesiyle), eğitim eşitliğinin, erişilebilirliğinin ve kalitesinin baltalanmasıyla (özel okullar bence tabutun son çivisiydi), ilk sayacaklarım. Adalet, ekonomi bence bu ikisinin çıktıları.

Beni asıl endişelendiren ise halkın bölünmüşlüğü. Öfkenin yanlış yere yönelmesi. Yoksulu yoksul olmakla, eğitimsizi eğitimsiz olmakla suçlamanın bir mantığı var mı? Bu çıkmazı nasıl göremiyor böyle davrananlar? Bütün fikir ve eylem çabasını ortak paydada buluşma için harcamalı, dışlayıcı ve küçük gören her tür eyleme söyleme gem vurmalıyız.

“Esirler”e eziyet etmek hiçbir hukuka ve haysiyete sığmaz.

Resim: ODTÜ’deki eylemlerde TOMA’ların önüne oturan bir genç, Jean-Jacques Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi eserini okurken.

Bunu paylaşın
Tartışmaya katılın